FİKİR KULÜBÜNE HOŞ GELDİNİZ

İnsan düşünen ve düşündüklerini eyleme geçiren varlık aleminin en değerli yaratılanıdır.

  • Arşiv

  • ÜNLÜ SÖZLER

    EY GÜÇLÜ RABBİM! Senin ayetlerine küfredenler, senin peygamberlerini yalanlayıp haksız yere öldürenler ve adalet, eşitlik istemek için ayaklanan kullarını öldürenler hâlâ yeryüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaştır!! ... DR. ALİ ŞERİATİ
  • Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak…

    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."... MEHMET AKİF ERSOY
  • Abone ol

  • Popüler Yazılar

Eylül, 2008 için Arşiv

Robotlar

Yazan: fikirkulubu 18 Eylül, 2008

Dikkat etmişseniz, az gelişmiş veya geri kalmış ülkelerde sürekli bir “rejim” sorunu vardır. Yöneticilerinin “geçmişte veya bugün” “zorlama yasaların desteğiyle!”, koltuklarına sıkıca bağlılıklarını müşahade etmekteyiz.

Bu tip ülkelerin “bir kısmına” baktığımızda , yöneticilk kavramı,  “elit” tabakalar arasında bölüşülmüştür! Misal; “babası hukukçu olmadığı halde, Anayasa mahkemesi üyesi olabilmiştir! Bugün kendisine baktığımızda, aynen, babasının “izinde” bir evlattır!”

Bunun nedeni ne olabilir? Biz verelim cevabını: “Bu, elit bir tabaka tarafından “sömürülen” bir halkın acı hikayesinin, görünen bir yüzüdür!”

Örnekler çoğaltılamaz mı? Elbette! Bu sizin dünyaya baktığınız pencere ve sayıları ile ilgili olup, aynı zamanda “hangi” yönden baktığınızla alakalıdır!

Kimse alınmasın! Burası “Ruanda” değil. Sözümüz meclisten dışarı! Meclis dedimse, kimsenin “ağzının suyu” akmasın! Meclisleri karıştırmayın! “Tek” meclis vardır : o da, “halk” meclisidir!” Anlayana..!

Neyse! Üstler ile astlar birbirlerini “dişleyedursun!”, bakalım bütün derdi halkı ve “muassır medeniyet!!!” seviyesine çıkmak olan (ne demekse artık!) “büyük” ve bir o kadar da “ağabeyimiz” olan devletlerin gelişmişliğinden bir PARÇAYA!

BUYURUN..! ÖNDEN YAKIN.. HEP BERABER SEYREDELİM…

İşte ABD’nin son silahı!

Amerikalılar, geliştirdikleri son silahı açıkladılar. Adı, “Savaş Köpeği” ya da kısaca “BigDog”. Boston Dynamics şirketi tarafından geliştirilen bu yeni cephe makinası, askerlerin yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.

Dünyanın en ileri dört ayaklı robotu olarak nitelenen “Savaş Köpeği” askerlerin taşıyamadıkları, lazer jiroskobu, video kamera sensörleri gibi askeri ekipmanları kolayca taşıyabiliyor. Bir köpeğin koşusunu taklit eden hareketleriyle şimdilik saatte 6 kilometre hız yapabiliyor. Ancak hızının saatte 35 kilometreye çıkarılması için çalışmalar devam ediyor.

Şimdi de farklı robotları inceleyelim

Süper bir robot daha!

Dövüş kulübüne hoşgeldiniz!!!

(Yanlış duymadınız! Fikirkulubu değil, dövüş kulübü)

Yoksul Çinli’nin marifetleri!

Sony Robotları




Toyota’nın Müzisyen Robot’u



Honda ASIMO

Buda Asimo’nun kötü talihi!

Asimo’nun müthiş yetenekleri

İşte sizler için seçtiğim güzel bir gösteri

Haydi(n) hep beraber bir Robot yapalım! Birbirimizi “yemekten” arta kalan zamanla..!

Yazı kategorisi: Robotlar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum »

Dr. Ali Şeriati

Yazan: fikirkulubu 17 Eylül, 2008

Çocukluğu

Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran’da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmendi. Eğitim yıllarında ilk kez İran’ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal’den büyük ölçüde etkilenmiştir.

Eğitimi

Lisansını İran’da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi’nde doktorasına başladı. Burada,  yılında Sayfuddin’den “Belh’in Faziletleri Tarihi” isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran’a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onu Fransa’dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965′te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi’nde eğitim vermeye başlamıştır.

Ölümü ve etkileri

Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite’yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran’a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü’nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati’nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere’ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977′de öldürüldü. Dönemin şartları göz önüne alındığında,  Şah’ın SAVAK ajanlarınca öldürüldüğü kabul edilmektedir. (Bu kısım alıntı’dan değiştirilmiştir. A.Z)

Tahran’ın büyük hastanelerinden birine Şeriati’nin ismi verilmiştir.

Eserlerinden bazıları

  • Hacc
  • Bir Kez Daha Ebu Zer
  • Medeniyet ve Modernizm
  • Muhammed Kimdir
  • Sanat
  • Toplumbilim Üzerine
  • Yalnızlık Sözleri / I-II
  • İslam’ı Anlamak
  • Kapitalizm Uyanıyor Mu
  • Kur’an’a Bakış
  • Medeniyet Tarihi / I-II
  • İdeallerin Yenilgisi
  • İktisar Sosyolojisi I / Kapitalizm
  • İktisat Sosyolojisi II / İslam ekonomisi
  • İktisar Sosyolojisi III / Marksizm
  • İslambilim / I-II
  • Dine Karşı Din
  • Aşk ve Tevhid
  • Dua
  • Ebu Zer
  • Fatıma Fatımadır

Kaynak :  http://www.msxlabs.org/forum/edebiyat-ww/73471-ali-seriati-ali-seriati-kimdir-ali-seriati-hakkinda.html

Daha detaylı bilgi için:

www.aliseriati.com  adresini ziyaret edebilirsiniz.

EDİTÖRDEN:

Yeryüzünde “kanun” yapma hakkını kendinde bulan ve yazdıkları bu yazıtları insanlara “eza, sıkıntı ve sorun” olmasına neden olanların karşısında duran..

Tüm yeryüzünde bir avuç olan bu zorbaların kendi çevrelerine çıkar sağlamak adına, “din, dil, ırk, mezhep” gözetmeksizin terör estirdikleri toplumlara sahiplenen..

“İnsan varlık aleminin en değerli yaratılanıdır! Çünkü kendisine düşünme yetisi verilmiştir.” düşünselini, hayvani arzuları uğruna katledenlerin karşısına tüm varlığı ile çıkan..

Kısaca..

Kısa bir yaşam uğruna, insan-i varlığını ayaklar altına alan despot ve aşağılık kişiliklerin “başlarının eğilmesi için” mücadele eden, zamandan ve yaşamından feragat ve fedakarlık edenleri saygı ve minnetle anıyoruz.

Yazı kategorisi: Dr. Ali Şeriati | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

DERLER YA!

Yazan: fikirkulubu 14 Eylül, 2008


Derler ya;

“Milletimiz neyin ne olduğunu bilir!”

Yalan!

“Kimin ne mal olduğunu bilir!”

Yine yalan.

“Dostunu ve düşmanını iyi tanır. (ARTIK)!”

Kökü yalan.

Bu son cümle genelde kendi düşmanını millete düşman belletmek amacıyla söylenir.

Efendim hepsi yalan. Hem de kuru iftira!

Ne bilmesi efendim! Millet resmen uyuyor! Bu tür laflar uyutucu hap etkisi yapıyor halkın üzerinde. Milletin

gördüğü, sadece TOZPEMBE rüyalardan ibaret. Öyle olmasa, daha düne kadar HIRSIZLIK ile suçlanan kişiler

(siyasilerden tutun sözde bilim adamlarına kadar!)on veya on beş kişi (bazen satın alınmış yüz kişi!)

tarafından kahraman muamelesine tabi tutulmazdı.

Efendim, on-on beş kişi bütün bir MİLLETİ temsil etmez ki! Doğrudur, lakin milletimiz onların bu

zıplamalarını yutuyor. Daha dün farklı düşünenler, bu tür çıkışlarla bu oyunu yutup onların çizgisine

giriveriyorlar!

Biz bu toplumda birçok mafya babasını, şam babasını kahraman gördük!

“Bişey babası”

Matild Manukyan denen bir kerhane patronu vardı da, başlarına TAÇ yapmışlardı! Niyeymiş? Efendim vergi

rekortmeni de ondan! Kimse çalıştırılan bu kadınların NEDEN or(aya)da (düşüldüklerini) olduklarını sormadı.

Ama deseniz ki; “Hem bey hem efendiler, madem bu bir hizmet, e o zaman getirsenize kendinize en yakın

kadınlarınızı da (karılarınızı demek istiyor ama dili varmamış!), hem memleket hizmet görsün hem sizi de

MİLLİ kahraman seçelim!

Milli kahraman seçelim (mi?)

Görmez misiniz o zaman asıl kıyameti. Hayda.! Bu ne ŞİŞ şimdi demezler mi (Az buçuk düşünebilenler)?

Yani bu memlekette düşünen insan sayısı az efendim. İnanın, düşünenler arasında hindilerimizi de

varsayarak söylüyorum!

Bazı düşünenler

Yani sonumuz hayrola efendim!

Biz herkesin yerine düşünüyoruz ya! Ona da şükür yani!

Biz düşünüyoruz ya!

Yazı kategorisi: Derler ya | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Hergele-KON

Yazan: fikirkulubu 14 Eylül, 2008

SON DAKİKA SON DAKİKA SON DAKİKA

Elimize geçen bir SON dakika haberini sizlerle paylaşıyoruz.

FLAŞ FLAŞ FLAŞ

BAZI ÖRGÜT MENSUPLARININ AKRABA OLDUKLARI ANLAŞILDI!!!

Savcının mahkeme kararıyla dinlettirdiği “ÖRGÜT” sanıklarının aralarında geçen “gizli” konuşmayı ele geçirdik!!!

Söz konusu konuşmanın yaklaşık 3 yıl önce “eski tüfek” tabir edilen, cumhuriyetin ilk tohumlarından KURT bir gazeteci olduğu SANILAN biri ile yine KİM olduğu belirlenemeyen örgüt mensuplarından biri arasında geçiyorMUŞ!

KURT

Emniyet kaynakları KURT gazeteci ve diğer örgüt mensubunun kimliklerini saptamak için yoğun çalışmalar başlatmış bulunuyorlar.. (Gizeme bakın!)

( Bu arada emniyetten yapılan bir açıklama: “Ulan her şeye ‘geçirdik’ diyosunuz ya! İşte ona gıcığım! Konuşma metnini bütün basına dağıtan biz değil miyiz? Hıyar!!!)

Hieeeyyyyt! Hıyaar!!

Neyse efendim. Biz konuşma metnine geçelim:

—Mitingler ile ilgili çalışma nasıl gidiyor?

—Şey abi! Allah’a şükür iyi gidiyor! ııı…!

—Ne şükürü ahmak! Senden şükür soran mı var? Bana çalışmaları anlat.

—Tabi, hemen! HDD ile yakın temas içindeyiz. Ülkenin büyük bir komplo ile karşı karşıya olduğu görüşünde hem fikiriz. Komplike tasarımlar ve komplomantasyon konusu çok karma…

—Ne saçmalıyorsun yavrum!

—Efendim fikir birliğinden bahsediyorum.

—-Geri zekalı!

— Teveccühünüz efendim!

—!!! Bırak fikrini zikrini. HDD kim, onu anlamadım?

—Efendim dinlemelere karşı yeni terimler “keşfettim!”. Hani ne olur ne olmaz.

Kimse anlamasın diye bazı özel kelimelere ŞİFRE (!) verdim.

—Evladım! Tel faturamın ağzına sıçtın!

—Estağfurullah. Efendim. Ne haddime..

—Allah belanı versin lan! Sus artık, gerzek herif!

—Abi lütfen Allah’ı karıştırmayalım bu bela işine! Allah’ı bela işine karıştırdığımız en son konuşmada “sauna”da hamam keyfimiz bozulmuştu.

—Sauna operasyonu mu?

—Hayır efendim! Kesecinin!

Keseci arkadaş

—Evladım sen uzaydan mı geldin? Ulan senin gibi hıyarla devrim mi yapacağız?

—Aaa! (heyecanlı!)Teessüf ederim abi! Bi kere benim özel bir “kişiliğim ve geçmişim” var.

—(Hay senin geçmişini!) Neymiş lan özelin?

—(Kuşkulu ve heyecanlı!)Bir aile sırrı!

—Lan oğlum! Biz senin en yakın ailen değil miyiz (Allah korusun!)? Baksana beraber vatan aşkını ifa ediyoruz.

—Evet, haklısın abi. Zaten bu devrimcilik işine girdim gireli bir hayli heyecanlandım. içimde de kalmasın! Zira siz yabancımız da değilsiniz.

—Uzatma evladım..

—Annem diyodu zaten. Sen büyük bir adam olacaksın diye. Herkesten farklı olduğum için hani!

—Neymiş farkın?

—Bu devrim işine girdiğimizden beri, (sesi gür!)devrimin ÖNDERİ olacağıma kanaat ettim!

—Nerden kanaat getirdin yavrum? (bu hayvan oğlu hayvan ne saçmalıyor?)

—(Bilmiş bir eda ile!) Efendim, hani eski bir destanda “Asena” var ya!

—EEE..!

—Hani Asena dişi ya, (hava atarcasına!) belki bilirsiniz?

—Bilmeyen mi var eşşoğ..!

—Bundan bir de erkek varMIŞ! Erkek KURT! Büyüklerimiz, onların büyükleri onlarında büyükleri anlatırlar..

—Yavrum, senin “o” büyüklerinin büyüklerini de bilirim. O devirleri de gördüm!

—Eski bir efsaneye göre, erkek kurt’un yılda bir defa gittiği (takıldığı!) bir mağara varmış. Senede sadece BİR defa ortaya çıkıyor-MUŞ. Eski gelenektir, eşler çocukları olmazdan önce senenin bu belirli gününde mağarayı ziyaret edermiş. Babam ve annem de ben doğmazdan önce bu mağaraya gitmişler.

—!!!

—O gün diğer günlerden çok farklıymış! Gök gürlüyor, Yaşlı KURT şimşekler çakıyor falan..

—Bırak şimşeği yağmuru..

—Neyse efendim. Bizimkiler mağaranın kapısına gelmişler. Annem o zaman hamile değil mis. O sırada mağaradan ULVİ bir ses yükselmiş! (Esrarlı ton!) “Neden geldiiniiiizzz?!” Annem ve babam ürpermiş tabi! Babam zar zor “kem-küm” diyebilmiş!

—(Sesi titreyerek!)Kem küm’ü bırak yavrum! Ne olMUŞ sonra?

—Hah! İçerde ki ULVİ ses de aynen öyle demiş; “kem-küm’ü bırak yavrum! Ne istiyorsun?” diye. Sonunda babam toparlanmış ve kendini bu sese teslim etmeye karar vermiş. Demiş; “efendim, bizden önce büyüklerimiz gelirdi buraya. Onlardan önce de onların büyükleri. Daha önce de…”

—Ulan hayvan oğlusu! (heyecan!)Bırak geleni gideni. Annene (!) pardon , babana geç..

—Hah! İçerden de aynen öyle bir ses yükselmiş; “ Ulan hayvan oğlusu! Bırak öncekileri, sadede gel daha çok İŞİM var!” demiş.

—!!!

—Babam meramını anlatmış. “Bir oğlum olsaydı da, senin gibi (KURT gibi!)

atılgan, cesur, gözü pek olsun” demiş. Tabi içerde ki ses hemen cevap vermiş; “bırak hatunu yarın gel al!” Babam şaşırmış tabi.

—Ulan bunca yıl sonra ben şaşırmışım, baban nasıl şaşırmasın!!!

—Anlamadım abi?

—Sonra anlatırım. Üstelik artık bana “ABİ” deme!!! Devam et koçum.

—Babam çaresiz. Gözü yaşlı bir şekilde annemi bırakmış. Ne de olsa “emir büyük yerden”. Tabi ondan sonrasını annemden dinledim!

—Hay ananın! Ne anlatmış hele?

—“Ben daha öncesinde bir kurt görmüştüm yavrum; dört ayaklı! Nerden bileyim iki ayaklı kurt’ta varmış!!! Neyse o geceyi mağarada geçirdik…Leş gibi kokuyordu ŞU HAYVAN! Ha! Evladım! Şu KURT (asıl baban!) bizim karşı köyde ki ? amcanın oğlunu ne de benziyordu! İşte evladım, o olaydan sonra sana hamile kaldım!” diye anlatır… Çok şey anlattı bana gerçek babam hakkında. “Pek bişeye benzemese de, nihayetinde İNSAN değil bir ‘KURT’TU’” derdi. Tabi, annem her anlattığında babam (evde ki!) içerlemiyor değildi yani! “Nasıl olurda bir hayvanı bana tercih ettin!” diye diye gözlerini yumdu..

Nihayet açıklıyoruz : İşte O HAYVAN!!!

—Vay eşşekoğlusu!!!

—Ne oldu abi?

—Babana dedim yavrum! Yani evdekine!! Üstelik bana “ABİ deme” demiştim koçum. Aaa! Bak darılırım sonra!

—İşte öyle efendim. (Gizemi sönmüş bir ton ile!) Yani anlayacağınız benim babam bir KURT! (Kendisi de inanmayarak!) Acaba ÖNDER olabilir miyim?

—Sen kaç yaşındasın BAKİİM?

—50!!

—(Şüpheli ve kısık ses tonu!) Olabilir mi acaba?

—Anlamadım efendim..

—Evladım! Hangi köydendin?

… dan efendim.

—Ha s..tir!!!

—Pardon!

—Dedim ki, (HİNCE!)komşuymuşuz laaann!!

—Anlamadım?

—Annenin bilmediklerini de ben sana anlatayım yavrum.

—Hadiii!

—Bak dinle..

—(vıdıvıdı vıdıvıdı vıdıvıdı…)

—İşte asıl şimdi “HA S..TİİİİİRRR!”

—Ya evladım. O yıllarda hayta hayta, BOŞ BELEŞ dolaşıyorduk! Arkadaşlarla macera arıyorduk. Bir arkadaşımız, (evdeki!) baban ile annenin oraya gideceğini öğrenmiş. Ben de ZUL kafa ile onlardan önce gittim…

—Eee.! Köyde dolaşan onca kişi “KURT soyundan geldim” diyo-DU! ( Gerçi çocukken hava atıyorlardı da! Büyüdükten sonra birbirimize bakarken başımızı önümüze eğiyorduk!)

—(Kıs kıs gülerek!)Evladım onların da annelerini tanırım! Hey gidi günleeerrrr..

—(Yıkılmış bir ses tonuyla) Size baba diyebilir miyim?

—Tabi evladım. (Kurtluğunu hatırlamış olmanın verdiği HAZ ile) Her zaman!!!

—Allah belanı versin yine de, hayvan oğlusu..!!!

—(Gururla) Babana çekmişsin! Senin de yavrum, seninde…

Yazı kategorisi: Hergele-KON | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Şikâyetim sanadır ya Rab!

Yazan: fikirkulubu 14 Eylül, 2008

Şikâyetim sanadır ya Rab!

Koptuk birbirimizden.

Koptuk ki, çakallar dadandı sürüye.

Unuttuk İbrahim’i, Musa’yı, Muhammed’i

Unuttuk kutlu bir şafakta müjde olup doğmayı.

——————————————————————————-

Hani, Âdem’i yaratırken

Demiştin; “İşte halifem”

İtaati de, ihaneti de simge eden

Azametinin bir numunesiydi insan!

————————————————————————————

Bir ihanet ki sarmış her yanı

Çaresi İsrafil olsa gerek ya Rab!

Çakallar, çoban postuna bürünmüş!

Çaresi Ali olsa gerek ya Rab!

————————————————————————————-

Ya Rab! Nuh’un gemisine ne oldu?

Gözlerimiz bahşedeceğin kurtuluş için

Dikilmiş bir yöne doğru.

Bizler bir avuç,

Tufanı bekliyoruz.

Nuh’un mesleğine sarıldık son bir umut!

—————————————————

Ya rab! Şahit ol!

Her yanımız alev topu

Bizimle yanamayanlar utansın.

Sırça “çiftliklerde” oturup

Taze gözyaşlı nutuk atanlar utansın

Müslüman’a sıcak bir muhabbet besleye-meyip

“Dinler arası diyalog” diyenler utansın.

A. Ziya Selahaddin

Yazı kategorisi: Şikayetim sanadır ya Rab! | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Buyrun yemeğe!

Yazan: fikirkulubu 14 Eylül, 2008

Siz Irak’ta öldürülen Müslümanların parçalanmış cesetlerini gördünüz mü hiç?

Dağılmış beyinler, kollar ve bedenleri. Tecavüz sahneleri. Mutlaka gören olmuştur.

1986 yılını hatırlayanınız var mı içinizde, bilmiyorum.

Hani Siyonist İsrail örgütünün militanlarınca (şimdi asker diyorlar!)Filistinli Müslümanların kollarını taşlarla kırdıkları yıllar!

Tüm dünyanın gözleri önünde.

Hem sonra TR’den İsrail servisleri için Filistine (…) için yollanan askerleri(subaylar).. Hatırladınız mı, bir binbaşı İsrail askerlerince sınırda öldürülmüş ve bir yüzbaşı da yaralanmıştı.

Zor bela TR’ye yetiştirildi yaralı yüzbaşı.

İsrail ne demişti: “Filistin tarafından açılan ateş ile subaylar mazlumane vuruldu”.

Yüzbaşı ne anlattı, hatırlayın bakayım: “İsrail askerleri ile çalışıyorduk. Ama ne oldu anlayamadık, bize ateş açmaya başladılar”.

Neyse bunlar geçmiş mevzular değil mi? Şimdi nerde kalmıştık?

Ha! Dinler arası diyalog!

Doğru ya, Papa Cenapları‘nın eşsiz kültür mutfağında harmanlanan Pensilvanya‘nın meşhur kurbanlık ineklerinin etinden yapılmış leziz ama tadımlık yemeğine davetliydik!

Evet “baylar“! Buyurun, yemeğe. Sofra-nız hazır.

Yemeğimizin adı: “Dinler arası diyalog”. Afiyet olsun!

Yazı kategorisi: Buyrun Yemeğe: Afiyet Olsun! | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

RAMAZAN ÖZEL

Yazan: fikirkulubu 5 Eylül, 2008

Taraf gazetesinden Dr. Sivilay AY‘ın okunmaya değer trajikomik yazısı. Biraz gülümsemeye ne dersiniz?

(…)


Ramazan özel

Ramazan geldi. Sanki Genelkurmay Başkanı, dinin sosyal hayata referans gösterilmesinden endişe ettiğini hiç söylememiş gibi tüm televizyonlar Ramazan özel programları yapmaya başladı.

Gerçeği, televizyon programlarına bakarak İslamı anlamaya kalkan biri bu dinin sadece erkeklere, hatta bıyıklı erkeklere geldiğini zannedebilir. Bir tane kadının bile görünmediği bu programlara bakarken başörtülü kızların önündeki tek engelin üniversite rektörleri olmadığını düşünmeden edemiyorum.


Hz. Ömer, belinde kemer

Soru: Sevgili Sivilay Abla, ben televizyonlardaki Ramazan programlarında okunan ilahileri dinlerken ekranlardaki amcalar gibi cezbeye gelmek istiyorum, ama yapamıyorum. Acaba benim imanımda bir eksiklik mi var? (Berat İpekçi)

Cevap: Sevgili Berat, birlikte ramazan programlarında okunan ilahilere bir kulak verelim. Bunlardan ilki; adaletiyle bildiğimiz Hz. Ömer’i takıları ve semazenliğiyle yorumluyor:

Hz. Ömer,

Belinde kemer

Hu deyip döner

Aşk meydanında

Bir diğeri ise cikletlerden çıkan mani naifliğinde;

Kâbe’nin örtüsü kare

Bulamadım derdime çare

(…)


Ramazan cömertliği

Soru: Sivilay Ablacığım, ODTÜ’de öğrenciyim. Normalde, leblebi tozundan boğulma tehlikesi geçirsek bile bir bardak su vermeyi aklına getirmeyecek hocalarımız Ramazan başlayalı beri oldukça cömertleştiler. Odalarına girdiğimde ‘çikolata almaz mısın’, ‘bak bu tuzlu kurabiyeleri kendi ellerimle yaptım’ ya da ‘İtalya’dan getirdiğim kapuçinonun tadına bakmalısın’ diyerek cömertliklerini dile getiriyorlar. Oruç tutuğum için çok zor durumda kalıyorum, uyduracak mazeretim kalmadı. Acaba ne yapmalıyım? (Hamit Balcıoğlu)

Cevap: Sevgili Hamit, rica ederim yanlış bir şey aklına gelmesin. ODTÜ’lü hocaların; başı rahmet, ortası mağfiret olan mübarek ayı bu şekilde ihya etmeye çalışmalarını anlayışla karşılamalısın. Sana tavsiyem okula giderken yanında mutlaka termos bir mug bulundur. Sıcak içecek ikramlarını bu şekilde muhafaza et. Çikolata ve kurabiyeleri de peçeteye sar. Hocalarına teşekkür et ve iftarı çikolatayla açacağını, yemeğin üzerine kahveyi içeceğini, kurabiyeleri de sahura saklayacağını söyle. Sevabına ortak oldukları için ziyadesiyle mutlu olacaklar.

(…)

Yazı kategorisi: Dr. Sivilay Ay / Taraf Gazetesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

YAŞAMA DEVAM

Yazan: fikirkulubu 4 Eylül, 2008

Yorgun düşüncelerim.

Mum ışığının gölgesinde.

Yabana atıl bekler umutlar

“Bir ben miyim” soradursun, bırak!

Toyluğuna verdim gönlümün.

—————————————-

Bir türkü tutturmuş.

Delidir kanı,

Ama, başıboş değildir.

Her şeye rağmen,

Bir bildiği de vardır.

————————————–

Bakışları masmavi enginlerdedir.

At gözlüğü takanlar düşünsün.

Bazen umurunda bile değil

Kıyamette kopsa hani.

——————————————–

Bir bildiği vardır

Bir türküsü onun

Dilinden düşürmediği

Adına onlarca türkü yaktığı bir sevda…

Gurbetçigil / Rasathane

Yazı kategorisi: Yaşama Devam | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

İftarda Pide Yemek Serbest mi Paşam?

Yazan: fikirkulubu 1 Eylül, 2008

Yıldıray Oğur   31.08.2008  /  Pazar  /  Taraf


Yeni Genelkurmay Başkanımız görev teslim töreninde “hükümet programını” okurken şöyle şöyle de demiş:

“Toplumun bir kesiminde yaşam tarzının oluşumunda dinî düşüncelere büyük ağırlık verildiği düşüncesi hâkim ve bundan büyük endişe duyuluyor. Hükümetin bu endişeyi ciddiye alması toplumsal huzur için zorunluluktur.”

“Güçlenen bazı cemaatler ekonomiyi yönlendirmeye, sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimlikleri ortaya koymaya çalışmakta.”

(…)

Uzun süre yazdınız. Yaşam tarzı kaygılarına saygı diye kulak çektiniz. “Cemaatleşme sosyal devlete engel” diye yalancıktan teorize bile ettiniz. Ama bakın bunca emek boşa gitmemiş. Paşalar oturup sizi okumuşlar, arada sizden Habermas’ı bile kapmışlar.

Bu kez Türkiye muhafazakârlaşıyor tespiti “etrafta başörtülü cip sürücüsü kadınlar arttı”, “plajlardaki haşemalı kadınlar dehşet saçtı” gibi kötü niyetli gözlemlerden daha güvenilir bir kaynaktan geliyor: Memleketin en ciddi sosyolojik araştırmalarını yapan, yıllardır vatandaşlarını köşe bucak izleyip dinleyen kurumun başkanından.

Manşetler atılsın, makaleler yazılsın; Ordu ile modernist sol-liberal aydınlar uzlaştı.

Peki, kime karşı uzlaştılar? Paşanın bu mesajları kime?

Ne zaman yapıldı bu konuşma? Ramazan’a günler kala.

Ramazan ne? “Yaşam tarzında dinî düşüncelere büyük ağırlık verileceği günler.”

Yani ey normal zamanda bir ekmek almak için bin bir naz edip, Ramazan’da bir saat iftar pidesi kuyruğunda bekleyen Ahmet Bey.

Ve ey Ramazan geldiği için çorba-makarna üzerine kurduğun ucuz mutfak tezgâhını kökünden değiştirip, toprak kaplarda, kısık ateşlerde saatlerce güveç pişiren Ayşe Hanım.

Öyle hiçbir şeyden haberiniz yokmuş gibi, masum masum bakmayın yüzümüze. Neler karıştırdığınızın gayet iyi farkındayız?

Farkında mısınız? Yaşam tarzınızda Ramazan bahanesiyle aniden dinî düşüncelere büyük ağırlık vererek endişe yaratmaktasınız.

Ulusal güvenlik makinesinin pide-güveç kokularınızla burnu kırıldı, kırmızı alarmlar yanıyor.

Ne gerek var toplumsal huzuru homini gırtlaklarınız için bozmaya, üniter ulus devleti pastırmalı kurufasulyeye tercih etmeye. O üniter laik devlet olmasa o afiyetle yediğiniz pastırmalı kurufasulyenin adı risotto olmaz mıydı?

İbadeti gösterişle karıştırıp, açık açık yemeyip içmemeye ne gerek var. Hepimiz Müslümansız, orucun da evde kazası olmaz mı?

Size iyilik yapıp çay, pasta, karpuz ikram edenlere “niyetliyim, oruç tutuyorum” diye kafa tutmalarınız filan çok endişe yaratıyor. Bu ani retler toplumsal barışı zedeliyor. Bugün kestaneli, krokanlı bir dilim pastaya hayır diyen yarın ne yapmaz?

Ayrıca ikide bir herkesin içinde “iftara bekliyoruz”, “iftara davetliyim”, “akşam iftarda bir güllaç yaptım”, “sahurda temcit pilavı yiyeceğiz, elma kompostosu da yaptım tok tutar” diye Goebbels’in bile aklına gelemeyecek propagandist yöntemlerinizi bu ülkenin laik delikanlıları yer mi sandınız?

Kesif iftar sofraları donatarak toplumsal bilinçaltına yolladığınız “işte şeriat gelirse her gün böyle yiyip içeceğiz” mesajlarınız Jandarma İstihbaratı’ndan kaçar mı sandınız?

Zaten 70 milyon birbirinden değişik karakterde insanın oruç tutanları ve tutmayanları arasında akla hayale gelmeyecek 70 milyon adet farklı gerilim ihtimali ortada durmakta. Her an sigara krizine girmiş biri, yüzüne sigara üfleyen başka birine cihadı bahane edip saldırabilir. Zaten gazeteler “oruç tutmadığı için birisinin başına bir şey gelse” diye pusuya yatmış beklemekteler.

Bari bu Ramazan iki kişiden kalabalık iftar yapıp “dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerinizi” ortaya koymayın. “Oruç tutuyorum” değil, “yemek yemek istemiyorum”, “şok diyetteyim” diyin, toplumsal barışın bir ucundan da siz tutun. Yoksa…

Bakın şimdiden Deniz Baykal’ı kesmedi bu konuşma:

“Bu güzel konuşmalar daha önce de yapıldı, ben de defalarca benzeri konuşmalar yaptım, uyarılarda bulundum. Komutanlar da benzeri konuşmalar yaptı. Sonuç ne oldu? Türkiye belli bir yola sokuldu ve öyle devam etti. İktidar bu konuşmaları, uyarıları hiç dikkate almadı. Maalesef Türkiye sokulduğu bu yolda sürükleniyor.”

Yazı kategorisi: Yıldıray OĞUR / Taraf gazetesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;