DOĞU MESELESİNE BAKIŞ
Yazan: fikirkulubu 25 Ağustos, 2008
Cumhuriyet kurulduğu tarihlerde, bu ülkenin asli unsurları olan Kürtler tüm Anadolu halkları ile birlik ve beraberlik içerisinde çalışmışlardır. Fakat bu gayretlerine bir karşılık alamamışlardır! Beklenen karşılık devletin şefkati ve ÖZ DEĞERLERİNE saygıdan başka bir şey değildir. Oysa resmi zihniyet, düşmana yönelik yapılan temizliği sonradan doğuya kaydırmış ve birçok halk önderleri asılmıştır. Şeyh Said ve taraftarları katliamı, Dersim katliamı, Geli’i Zila katliamı… Aslında bu, doğu dışında da vuku bulmuş ama doğuda resmen bir KIYIM gerçekleştirilmiştir. Tüm bu olanlar karşısında bütün bir Anadolu içinde en önemli tepkiyi doğu vermiştir.
Anadolu’nun işgal edildiği tarihlere bakıldığında doğu bölgesi düşman tarafından işgal edilmemiş, edilen kentlerimiz ise halk savunması ile düşmanı atmayı başarmışlardır. Bu savunma, işin doğal tarafı!
Peki, Diyarbakırlıların Çanakkale’de ne işi vardı? Anadolu’nun içlerine kadar ilerleyen düşmana karşı Diyarbakır ve doğunun diğer illerinden gelen halk savunma güçlerinin takviye ve destek olarak gittikleri inkar mı edilecek?! Binlercesinin şehid olduğu devlet kayıtlarında dahi (!) mevcuttur.
“Onlarda devlet; “Asık suratlı, sert, sürekli homurdanan, cezalandıran” olarak tanımlanır!”
1980′li yıllara gelene dek bu şekilde devam etmiş ve doğal olarak doğu sürekli kaynayan bir kazan halini almıştır. Tepkisiz kalan yurttaşların barışık olduğu kanısı temelden yanlıştır. Çünkü bastırılmış duygular ile yaşamaya mahkûm edilmiştir.
“Kanunlar önünde her vatandaş eşittir” Sözü, batı yakası kardeşlere ne ifade ediyor ayrı bir konu, doğuda ne ifade ettiği apaçık ortadadır! Doğuda her Kürt vatandaşı kanunlar(En başta güvenlik güçleri) önünde eşittir; “Potansiyel suçlu!”.
Tarihinden beri ezginlik içerisinde yaşayan ve torunlarının, Atalarına yapılan baskıları masal olarak dinlediği bir halka şefkat göstermek ve kazanmak yerine onlara namlunun ucunu çevirmek, elbette isyana teşvik olacaktır. Ki bu namlu Cumhuriyet (aslında daha da eskidir!) ile yaşıttır!
Hiç bir Millet YÜCE değildir. Bu kavram yalnızca Yaratan(CC)’a aittir. Ki, eğer öyle bir yücelik söz konusu ise, tüm halklar için ifade edilmiş bir söylemdir.
“Ben senden üstünüm ve daha değerliyim! Ben iyi olanı sense kötü olanı temsil ediyorsun! Ben beyazım sen siyah!” Yaklaşımı, kin ve nefrete davetiye çıkarmaktan başka ne işe yarar?
Tüm bunlar bir başkaldırı hareketi ile birleşirse destek bulma ihtimali var mıdır?
Yaklaşık 20 milyon Kürt halkını “Topyekûn öldürme” lafları ahmaklığın işareti değil midir?
Bu tür yaklaşımlar(Kürt halkını potansiyel suçlu görmek) bir Milleti tümden nefrete sevk etmek ve bundan siyasal çıkar umanların ekmeğine yağ sürmek olacaktır.
Halka yönelik yapılan ve yapılacak olan her türlü baskı devletin güneydoğuda zayıflamasından başka bir işe yaramayacaktır.
Bir Milletin nefretini kazanmak o Milleti kaybetmeye sebeptir.
Devletin bölgeye yönelik birçok politikası bu hareketi beslemeye ve teşvik etmeye yöneliktir! Doğrusu onlarda bunu istemektedirler. Baskı görecek(Görmüş ve görecek olan) bir halktan dostluk bekleyemezsiniz ki? Bu tür bir halk daima alternatif üretmeye çalışacaktır.
Bilinçsiz halk yığınlarının kendi içlerinden çıkan önderlerin buna yetkin olup olmadığını bilmesine gerek yoktur. Onlar için bir alternatifin bulunması yeterlidir. Milli Mücadele döneminde Sultana karşı başkaldıran M. Kemali tahlil yeteneğinden aciz bir Millet takip etmiştir. Mesele, şartlar ile alakalıdır! Bu gün ise Doğu halkının, oluşabilecek olumsuz şartlardan etkilenmemesi beklenemez.
Kısa bir süre öncesine kadar, hükümetin yakaladığı; “Ekonomik-sosyal ve siyasal” başarılar inkâr edilemez bir sükûnet ortamı yaratmışsa da, bu gelişmeler “Bu Millete şefkat gösterilebilmiş” anlamını taşımamaktadır.
Bir binayı bir kaç kilo bomba ile belki dakikalar içinde tahrip edebilirsiniz. Ama aynı binadan yapabilmek daha uzun bir zaman alacaktır. Doğu halkının gönlünü almak uzun bir zaman alabilir. Eğer bu toprakların bütünlüğünü istemek devlet politikasında bir hikâye değilse, doğu halkını bağrına basmalı doğu ile bütünleşmelidir. Anadolu’nun Doğu ve Batı halkları kardeşliği yeniden ilan edilmelidir. Ama dürüstçe, vicdan ve insafa yakışır bir şekilde!
Eğer resmi zihniyet “yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır!” mantığı ile hareket etmeye devam ederse, o zaman iş, Doğu Batı HALKLARININ KARDEŞLİK anlayışına kalmıştır!
Bir halkı yerinden gözlemlemek insana daha akılcı fikirler verebilir. Batıdan bakıldığında ortam tozpembe görünebilir. Evet, kabul ediyorum; Doğunun ki, Batıya bir(veya daha fazla) numara büyük gelebilir! Ama kardeş halklara düşen; “Empati yeteneklerini kullanabilmeleridir”