Garipsendi ben gibi bir garip; garip dünyada.
Garip çağın tiksinti verici garip atmosferinde.
Garip insanlarının garip işler peşinde koştuğu
Garip bir dünya coğrafyasında...
A. ZİYA SELAHADDİN
EY GÜÇLÜ RABBİM!
Senin ayetlerine küfredenler, senin peygamberlerini yalanlayıp haksız yere öldürenler ve adalet, eşitlik istemek için ayaklanan kullarını öldürenler hâlâ yeryüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaştır!! ... DR. ALİ ŞERİATİ
Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak…
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."...
MEHMET AKİF ERSOY
Avrupalı Aşırı Sağcıların 19, 20 ve 21 Eylül’de Köln’de Gerçekleştirecekleri ‘Anti İslamlaşma’ Kongre ve Gösterisine Karşı 180 Milletten İnsan Omuz Omuza Verdi.
Avrupalı aşırı sağcıların 19, 20 ve 21 Eylül’de Köln’de gerçekleştirecekleri ‘Anti İslamlaşma’ kongre ve gösterisine karşı 180 milletten insan omuz omuza verdi. 19 Eylül’de Köln’ün Ehrenfeld semtinde bulunan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Merkez Camii önünde, “Köln rengarenktir, kahverengi değil” sloganıyla yapılan karşı gösteriye katılan bine yakın değişik milletten insan aşırı sağa sert tepki gösterdi.
Başta Türk ve Almanlar olmak üzere 180 milletten insan kol kola vererek aşırı sağın boy hedefi yaptığı camiyi simgesel olarak korumaya aldı. Mitinge katılanlar, Köln’ün aşırı sağı temsil eden kahverengi değil, rengarenk olduğunu temsil etmek için ellerinde renkli balonlar taşıdı, ardından bunları hep birlikte havaya uçurdu. Söz konusu gösteriye tüm siyasi partiler, başta DGB olmak üzere sendikalar, kiliseler ve çok sayıda sivil toplum örgütü destek verdi. Mitingde, “Köln rengarenktir kahverengi değil. Naziler dışarı. Faşizm, bir daha asla. Kahverengi dışarı. Tapınak, Sinagog, Kilise, Camii, hepsine evet. Hepimiz Köln’üz. Müslümanlara karşı kışkırtmaya, faşizmin yayılmasına müsade yok” gibi sloganlar yazılı pankartlar taşındı.
Aşırı sağcılar ise yaklaşık 80 kişilik bir grupla Rodenkirchen’de gösteri yaptı. Anti İslam Kongresi ise Ren nehrinde bir gemide gerçekleştirildi. Türk gazetecilerin de bulunduğu geminin bazı Almanlar tarafından taşlanması sonucu gazetecilerin büyük korku yaşadığı bildirildi.
Aşırı sağa karşı gösteriye Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Uyum Bakanı Armin Laschet de katılarak bir konuşma yaptı. “Burada Müslümanlar için büyük bir dayanışma var. Ben şimdiye kadar böyle bir şeyi hiç yaşamadım. Bütün siyasi partiler, sendikalar, toplumsal aktörler burada toplandılar ve diyorlar ki; Biz hepimiz Müslümanların yanındayız. Köln Müslümanların yanında. Biz Köln’de Neo-nazi istemiyoruz. Köln bir çok kültürellü bir kenttir. Burada karşı gösteri hiç bir saldırganlık olmaksızın yapılıyor ve bu çok sevindirici. Saldırganlık yok ama net bir pozisyon var” dedi. Köln’ün çok kültürellü bir kent olduğunu vurgulayan Laschet, “Biz bu iyi imajımızı bir kaç aşırı sağcının yıkmasına izin vermeyeceğiz. Müslümanlarla belkide bugüne kadar hiç bu kadar büyük bir dayanışma olmadı.” diye konuştu. Tüm Avrupa’daki aşarı sağcıların Köln’de toplanmış olmasının çok kötü bir sinyal olduğunu belirten Laschet, “Ancak şimdi buradaki atmosferi hissettiğinizde, buna ne kadar büyük tepki olduğunu görüyorsunuz. Bütün partilerin burada olması çok önemli bir sinyal. Bence Kölnlülerin bu sahiplenmesi entegrasyonu da güçlendirecektir” dedi.
Pro Köln’ün gösterisinin neden yasaklanmadığı sorulan Laschet, “Pro Köln’ün gösterisi de fikir özgürlüğüne giriyor, yasaklıyamıyorsunuz ve buna katlanmak lazım. Aslında kendilerini tuzağa düşürdüler; Avrupalı aşırı sağcıları davet etmeleri kendilerinin de aşırı sağcı olduğunu ispatladı ve Köln’lüler bunu görüyor. Pro Köln ve aşarı sağcılar nefret beyanları kullanıyor ve bunun demokrasiyle ilgisi yoktur. Burada barış içindeki gösterinizin yarın da aynı şekilde olmasını diliyorum. NRW Meclisi, partileri, Bakanları, Başbakan Rüttgers, hepsi sizin yanınızda ve bu mesajı size iletmemi istediler” ifadelerini kullandı.
Düzenlenen mitingde sunuculuğu da üstlenen Ehrenfeld İlçe Belediye Başkanı Josef Wirges ise, “Köln renklidir, kahverengi değil parolasıyla burada toplandık. Burada açık bir işaret, bir cevap ortaya koymak istiyoruz. Avrupalı aşırı sağcıların, Nazilerin buraya gelmesi tahammül edilecek şey değil ve biz onlara cevbımızı veriyoruz. Biz, buradaki herkes Ehrenfeld’iz, Köln’üz. Ve biz rengarengiz, kahverengi değil. Biz onların burada işi olmadğını göstereceğiz” dedi
DİTİB adına bir konuşma yapan Yönetim Kurulu Üyesi Ayten Kılıçarslan ise, “Bir dünya kenti olan Köln için aşarı sağcılara cevap vermek için buluştuk, yarın da buluşacağız. Köln kahverengi değil, rengarenktir dedik ve elimizde renkli bolanlar tutuyoruz. Bu balonlar multi kültürel yapımızı temsil ediyor. Balonları tıpkı dualarımız gibi, karşılıklı anlayış, tolerans ve saygımız gibi havaya kaldıralım” dedi.
Köln Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkanı Elfi Scho-Antwerpes ise “Köln büyük bir çeşitliliği olan kenttir. Aşırı sağcıları istemediğimizi açık net bir şekilde gösterdik. Bizim çok güzel bir camimiz olacak. Biz bunu istiyoruz” dedi. (CİHAN)
Kaynak haberler.com
<!–
google_ad_client = “pub-7367856165470296″;
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_alternate_ad_url = “http://reklam.yenimedya.com.tr/google_defaults/250×250.asp”;
google_ad_format = “250×250_as”;
google_ad_type = “text_image”;
//2006-11-17: HC Haberici Kutu
google_ad_channel = “0220132886″;
google_color_border = “ffffff”;
google_color_bg = “ffffff”;
google_color_link = “ff0000″;
google_color_url = “c0ca99″;
google_color_text = “000000″;
google_hints = ” HABER: 180 Milletten İnsan Camiyi Korumak için Kol Kola “;
//–>
window.google_render_ad();
Mardin’in Midyat İlçesinde, 1992 Tarihinde Çalpınar Köyü Minibüsünün Taranması Sonucu 8 Kişinin Hayatını Kaybettiği, 2 Kişinin Yaralandığı Olayın Sanığı 2 Korucuya 225′er Yıl Hapis Cezası Verildi.
Mardin’in Midyat ilçesinde, 20 Nisan 1992 tarihinde Çalpınar köyü minibüsünün taranması sonucu 8 kişinin hayatını kaybettiği, 2 kişinin yaralandığı olayın sanığı 2 korucuya 225′er yıl hapis cezası verildi.
Yaklaşık 16 yıl süren davanın karar duruşması Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya tutuklu sanıklar ve olayda hayatını kaybedenlerin yakınları katıldı.
Sanıklardan N.A., suçlamaları kabul etmeyerek görev yaptıkları yerde korucu ve askerlerin atış yaptıklarını, bu sebeple bölgede çok sayıda boş kovan bulunduğunu, silahına ait kovanların da bu şekilde orada olduğunu söyledi.
Diğer sanık M.S. de üzerine atılan suçu kabul etmeyerek, bölgede terörle mücadele ettikleri için PKK tarafından kendilerine komplo kurulduğunu belirtti.
Mahkeme heyeti, her iki sanığa da öldürülen 8 kişinin her biri için 25 yıl, öldürmeye teşebbüs edilen 2 kişi için ayrı ayrı 12 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Toplam 225 yıla tekabül eden cezada 2 defa 24 yılı aşkın hapis verilmesi sebebiyle cezanın müebbete çevrilmesine karar verildi. Olaya karıştığı iddia edilen diğer 10 korucunun davalarının ise Mardin’de görüldüğü öğrenildi.
Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Çalpınar köyünde oturan 20 köylü, 20 Nisan 1992 tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde bulunan akrabalarını ziyaret etmek için 2 minibüsle yola çıkmıştı. Hırbaşali mevkiine gelindiğinde Halil Akhan yönetimindeki minibüs, askeri üniformalı ve yüzleri maskeli kişiler tarafından silahla taranmıştı. Olayda Süleyman Acar, İsmet Acar, Hasan Akhan, Mehmet Ağırman, Mehmet Akhan, Abdülkadir Akhan, Sabri Acar ve Mehmet Emin Acar hayatını kaybetmiş, 2’si ağır 8 kişi yaralanmıştı. Olayın ardından zanlı olarak 12 köy korucusu yakalanarak gözaltına alınmış, N.A. ve M.S. isimli korucular, güvenlik gerekçesiyle Denizli’ye gönderilmiş ve duruşmaları burada yapılmıştı.
Sekiz yıl süren dava sonunda mahkeme, 20 Ekim 2000′deki duruşmada delil yetersizliği sebebiyle korucuların beraatını kararlaştırmış, ancak ölenlerin yakınlarının müracaatı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, bu kararı bozmuştu.
Kaynak haberler.com
HABERE YORUM
Sizce herşey normal mi? Koskoca bir katliamın sanıklarının aldığı “bu” ceza yeterli mi? Yüreklere “su” serpmeye yetti mi? Ölen 8 kişiye karşılık, “iki” kişinin ceza alması adil mi? Sizce de bir eksiklik yok mu? Hani bu “görevin” “iyi çocukları?”
1-Baştan başlarsak.. Hiç bir şey normal değil!
2-Devlet “bu” bölgeye “topu-tankı ile” girmeden önce bu “korucular” kendi evlerini ve tarlalarını koruyan, dünyadan bi-haber vatandaşlardı. Bir “osmanlı” politikası olan “kardeşi kardeşe vurdurmak” geleneğini bu sistem de devam ettirdi. Zaten Osmanlı’dan “kopyaladığı” nadir özelliklerden biri budur. Peki korucular, “silah altına girerek” korucu olabilirler mi? Bölgeyi ve o yılları bilenler, yine bilirler ki PKK’ye rağmen bu mümkün değildir. Korucular hiç bir zaman PKK ile karşı karşıya gelmek istememiştir. Ama sistem, koruculara öyle olanak sağlamıştır ki; “güç, iktidar, hesap sorulamama”.. Buna rağmen korucular hiç bir zaman PKK ile karşı karşıya gelmeyi istememişlerdir. Ama nedense birileri “örgüte karşı örgüt”, “taktiğe-aynı taktik” yöntemi ile korucuları hep ÖN saflara çıkarmıştır. Tansu Çiller dönemini hatırlayanlar bilirler. O dönemde Batman Valisi, Emniyet Müdürü ve Bölgenin OHAL valisi ile beraber 3.000 kişiden oluşan “özel bir ordu” kurmuşlardı. Nerden bu insanların kaynağı? Evet hakkınızdır, sorun! Ne de olsa Güneydoğuda yüksek bir nufüs vardı!
3-8 kişi katlediliyor ve “işin başında korucular var” mantığı sorgulanmalıdır. Nitekim herkes de bilir ki, korucular kendi başlarına HİÇ BİR İŞE kal-kı-şa-maz-lar! Hele ki, Güneydoğu gibi bir yerde, DEVLETE rağmen! Mümkün değil!
4-Öyle havadan bir ceza vermişler ki, (sanki) maksat insanların yüreklerine su serpilsin ve ; “Ohhh-şş! Rahatladım valla!” dedirtmek için.
5-Bu iş’te eksiklik mi var, fazlalık mı? Bana göre her ikisi de var.
a-Eksiklik: Bu işin iyi çocukları neredeler? Ha! Sahi, onlar yargılanamazdı değil mi?
b-Fazlalığa gelince.. Öyle bir ceza kasıtlı verilmiştir. Birinci nedeni ; Batı insanlarına ; “Devlet kim olursa olsun hakkını almaktadır” vermektedir. Çünkü Batı’lı kardeşlerimize ölenleri de PKK “sempatizanları” lanse etmekteler. E, bu durumda adalet yerini bulmuştur “Batı tarafında!” Yine bunun ikinci nedeni ; Tüm güneydoğu’da, kardeşleri birbirine düşman eden zihniyet bu düşmanlıktan “tekrar tekrar” istifade ederek şunu söylemektedir; “Kanınız yerde kalmadı! Yaşasın TÜRK adaleti!”
sonuç olarak
Öldürülen halk, öldürülenlere karşı öne sürülen “adak’da” halk..!
Peki iyi çocukları yargılamaktan aciz ve korkak bir “yargı sistemi” ne kadar yasaldır? Zaman zaman sıradan halka karşı “azı” dişini gördüğümüz bu “yargı sisteminin” geri kalan dişlerini KİM çekmiştir? Dişlerinin bir kısmının çekildiği yargı’nın “yeme” işlevini TAM OLARAK nasıl yerine getirdiğini SORGULAMA hakkımız var mıdır?
önemli not:
Lütfen kimse yargıyı savunacağım diye, önüme “delil” olarak; “Baak! Ergenekon’dan dolayı emekli de olsa orgeneraller bile tutuklandı” diye, bana göre “saçma” bir savunma öne sürmesin!
Avrupa’nın ırkçı partileri, bugün Almanya’nın Cologne kentinde bir araya geliyor. Avrupa’da ve İslam ülkelerinde tartışmalara neden olan konferanstan sonra, İslam ve göçmen karşıtı bir yürüyüş düzenlenmesi bekleniyor.
Fransız Ulusal Cephe Partisi lideri Jean Marie le Pen ve Avusturya ırkçı Özgürlük Partisi lideri Heinz Christian Strache’nin öncülük ettiği konferans ve mitinge, Avrupa ülkelerinin diğer ırkçı parti yetkilileri ile Almanya’daki neo-Nazi grupları katılacak.
Gösterinin, geçtiğimiz haftalarda 55 metre uzunluğunda bir cami inşasına verilen iznin ardından ardından gelmesi dikkat çekiyor. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Cologne’da 330 bin yabancı yaşıyor.
İran, Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürüten Fransa’ya uyarıda bulunarak, konferans ve mitingin İslam karşıtı duyguları körüklediğine dikkat çekti.
Öte yandan, ırkçı gösterilerin yapılacağı Cologne kentinde, ırkçılık karşıtı grupların da karşı bir gösteri yapması bekleniyor.
Diyarbakır’da askeriyenin yemek ihalesinde ‘haksız kazanç’ elde ettikleri iddiasyıla mahkemeye çıkarılan aralarında subay ve assubay dahil 21 kişi tutuklandı.
Diyarbakır’da askeriyenin yemek ihalelerinde, “haksız kazanç elde ettikleri ve ihalelere fesat karıştırdıkları” gerekçesiyle gözaltına alınan ve aralarında bazı subay ve astsubaylarında bulunduğu 21 kişi tutuklandı.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından 4 gün önce yapılan operasyonda aralarında subay ve astsubaylar ile kentin önde gelen müteahhitlerinin içerisinde bulunduğu 21 kişi gözaltına alınmıştı.
Gözaltına alınan 21 kişi, 4 günlük sorgulamanın ardından dün sabah saatlerinde askeri mahkemeye çıkarıldı. Yaklaşık 6 saat sorgularının ardından tutuklanan 21 kişiden bazı subay ve astsubaylar askeri cezaevine, diğerleri ise Diyarbakır E tipi Cezaevi’ne konuldu.
Zafer Mutlu’nun üvey kızı, bir dönem Kemal Derviş’in Dünya Bankası’ndaki ekibi arasında yer alan uzmanı ve “darbe çığırtkanı” Zeyno Baran’ın, bayan askerleriyle ünlü İsrail Ordusunda 5 ay boyunca askerlik yaptığı iddia edildi.
Ayrıca Hürriyet’in uluslararası muhabiri Defne Barak’ın da İsrail Başbakanlarından Ehud Barak’ın öz be öz yeğeni olduğu bildirildi. İşte, Milli Gazete’nin ses getiren köşesi “Kulis Ankara”da bugün yayınlanan ilginç bilgi ve iddialar;
Bizim Zeyno, İsrail ordusunda askerlik yaptı mı!
Bazen insan, şaşkınlıktan “hadi be” diyor.
Mesela Hürriyet’in uluslararası muhabiri(!) Defne Barak’ın İsrail Başbakanlarından Ehud Barak’ın öz be öz yeğeni olduğunu öğrendiğimizde “hadi be!” demiştik.
Sonra; yıllarca Türkiye ekonomisini idare eden Devlet eski Bakanı G.T’nin öz amcasının Robert T…. adıyla Amerikan ordusunda subay olduğunu öğrendiğimizde de “Hadi be” demiştik.
Geçen gün Amerika’yı yakından tanıyan ve internet portalları dahil olmak üzere Amerika’daki tartışmaları yakından takip eden bir büyüğümüzden Zeyno’nun İsrail ordusunda 5 ay boyunca askerlik yaptığı iddiasını duyunca yine “hadi be” demekten kendimizi alamadık. O da Amerika’daki Türklerin rağbet ettiği bir tartışma formunda okumuş. Anlayacağınız Türkiye’de olmasa bile Amerika’da yaşayan Türkler arasında son dönemin en hit dedikodusu bu.
Bu arada Zeyno dediğimiz, Zeyno Baran. Zafer Mutlu’nun üvey kızı. Bir dönem Kemal Derviş’in Dünya Bankası’ndaki ekibi arasında yer almıştı.
Amerikan dış politikasında etkili Washington merkezli, “Think Thank” kuruluşlarının, en muteber isimlerinden biri.
Amerika’da ilk olarak Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, CSIS’da, Türkiye ve Kafkasya uzmanı olarak çalıştı. İlginçtir 1998 yılında CSIS’ta iken Gürcistan programını(!) O kurdu. (Bölgenin en önemli enerji koridoru üzerinde yer alan Gürcistan O günden sonra kendine gelemedi.)
2006 yılından bu yana Neocon’ların kontrolündeki Hudson Enstitü’de çalışıyor.
Türkiye O’nu en son; “2007 yılında Türkiye’de darbe olma ihtimali yüzde 50″ açıklamasıyla tanıdı. Darbe olmadı ama bu açıklamadan çok kısa bir süre sonra darbe gibi 27 Nisan muhtırası geldi!
Zeyno Baran bir süre önce Yahudi asıllı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Byzra ile evlenmişti.
Şırnak’ta PKK saldırılarının artması üzerine Cudi, Kato ve Gabar dağları bölgesinde PKK’ya yönelik geniş çaplı hava destekli operasyonlar başlatıldı.
Bölgede PKK’lı teröristlerin eylemlerinin artması ve bir grup PKK’lının eylem hazırlığı için bir araya geldiği duyumu üzerine Kuzey Irak sınırında bulunan Kato ve Cudi bölgesinde hava destekli operasyonlar artırıldı. Bölgeye giriş ve çıkışlar kontrollü sağlanıyor.
Cudi, Gabar ve Küpeli Dağı bölgesinde PKK lıların geçiş noktalarını ablukaya alan güvenlik güçleri Irak sınırına en yakın bölge olan Kato Dağı bölgesinde de operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bölgede operasyonlar devam ederken PKK’lıların uzaktan kumandalı mayınlı saldırılarını önlemek için sabahın erken saatlerinden itibaren güvenlik güçleri sivil araçların geçtiği güzergahları dedektörlerle kontrol etti.
Köy korucularının da katıldığı hava destekli operasyonlarda Kato Dağı’nda ortaya çıkarılan PKK’ya ait bir çok sığınağın imha edildiği ve PKK’nın kaçış güzergahlarının tamamen kapatıldığı öğrenildi.
18 Eylül Perşembe günkü “Taraf” gazetesinde “somut” olarak belki de çok kişinin dikkat ettiği bir haber vardı. Ama sanıyorum ki, o “çok” kişi, haberi içeriği ile değil, “başlığı” ile okumuşlardır.
Taraf‘ın ideolojik gözlükle değil de insan-i gözlükle baktığını varsayıyoruz! Bu durumda “başlık” ile “içeriğin” uyumsuzluğunu da “teknik” bir hata kabul ediyoruz.
Habere göz atalım..(Lütfen haberde geçen “kişilerin”ifade ve tavırlarına dikkat edelim)
Zorla gazoz içirip, Üzmez’i üzmüşler
Kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmakla suçlanan yazar Hüseyin Üzmez’in yargılandığı davada gizlilik kararı alındı. Duruşmada 14 yaşındaki B.Ç. ve babası şikâyetçi olmazken, Üzmez “Bana zorla gazoz içirdiler” dedi.
Bursa’nın Mudanya ilçesinde 26 nisanda düzenlenen operasyon kapsamında “çocuğun cinsel istismarı” suçundan tutuklanan ve Bursa E Tipi Cezaevin’de tutuklu bulunan sanıklar yazar Hüseyin Üzmez (76) ile mağdur çocuğun annesi Livaze Ç’nin (36) yargılanmalarına başlandı. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, her iki sanıkla birlikte Livaze Ç’nin eşi Bekir Ç. ve mağdure B.Ç. de (14) hazır bulundu.
Mahkeme başkanının kimlik tespiti yaptığı sırada Vakit Gazetesi yazarı Üzmez sorulara “kulaklarının duymadığı” gerekçesiyle zorlukla yanıt verdi. Kimlik tespitlerinin ardından mağdurenin 15 yaşından küçük olması nedeniyle bu duruşmaya özel gizlilik kararı verildi. Duruşmaya babası Bekir Ç. ve ağabeyi ile gelen B.Ç. için de iki pedagog görevlendirildi.
“GAZOZ İÇİRDİLER” • Duruşma salonu boşaltıldıktan sonra Üzmez verdiği ifadede, soruşturma aşamasında söylediklerini ve üzerine atılan suçlamaları kabul etmeyerek, şunları söyledi: “İnegöl’de buluşup lokantaya gitmiştim. Ben meşhur ve tanınmış bir kişi olduğumdan herkes beni tanır, selamlaşır, sarılıp öper. Yemeğe gittiğimde, tanımadığım kişiler istemememe rağmen bana gazoz içirdiler. Yediğimiz yemeğin parasını da ödediler. Gazozu içtikten sonra benim midem bulandı. Rahatsızlandım. Daha sonra B.Ç, annesi Livaze ve ben Mudanya’ya gittik. Ben eve gelince ikisini lokantaya gönderdim. Saat 19:00’da yanlarına geleceğimi söyledim. B.Ç’ye cinsel istismarda bulunmadım.” (Editör: Hüseyin Üzmez’in yerinde kim olsa “böyle bir fiili işlemişse bile” kendini savunur ve öyle bir “çamuru” kabul etmez, değil mi?)
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİLER • Mahkemede Livaze Ç. de suçlamaları kabul etmeyerek, Üzmez’in İstanbul’daki evine kızıyla gittiklerini, kızının bu konuda kendisine şikâyet iletmediğini belirtti. Livaze Ç, yakalandıkları gün Üzmez’in Mudanya’daki evine gittiklerini, burada 20 dakika birlikte kaldıktan sonra, Üzmez’in kendilerini gönderdiği lokantada yanlarına gelince polis tarafından yakalandıklarını dile getirdi.
ŞİKÂYETÇİ OLMADI •Bekir Ç’nin Üzmez ve eşinden şikayetçi olmadığını, artık duruşmalara katılmak istemediğini söylediğiyargılamada söz alan mağdure B.Ç, Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarıyla karşılaşmadığını, annesinin suçsuz olduğunu söyleyerek, “Daha önceki soruşturmalarda verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum. Sanıklardan şikâyetçi değilim.Davaya katılmak istemiyorum” dedi.
Yaklaşık 40 dakika süren yargılama, tanıkların dinlenmesi, eksik evrakların beklenmesi için 28 ekime ertelenirken, sanıkların tahliye talepleri kabul edilmedi.
Mudanya’da ilköğretim 8. sınıf öğrencisi B.Ç’ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınan yazar Üzmez, tutuklanmıştı. B.Ç, annesi Livaze Ç’nin de tutuklandığı operasyonun ardından devlet tarafından koruma altına alınmış, Bursa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesindeki bir yurda yerleştirilmişti.
Açıklama:
Burada bazıları Hüseyin Üzmez’in avukatlığına soyunduğumuzu “zannedebilir.” Mesele sadece Hüseyin Üzmez değil, Üzmez’e yapılan bir haksızlık ve karalama ise işin insani boyutunun bizi ilgilendirdiğidir. Yine de konuya “art” niyetli yaklaşanları kendi hallerine bırakıyoruz! Ama bizi anlamak isteyen okurlarımız ile de “bazı ifadeleri” paylaşmak, varsa bazı “kasıtlar” üzerinde durmak istiyoruz.
Haberin renklendirdiğimiz bölümlerinde, özellikle “mağdure” (kim tarafından edilmişse!)*B.Ç’nin “Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarı ile karşılaşmadığını” açık bir şekilde beyan etmesi, sonrasında; “annesinin suçsuz olduğunu” ardından “daha önce verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum. Sanıklardan şikayetçi değilim. Davaya katılmak istemiyorum.” şeklinde verdiği ifadeleri birleştirdiğimizde, acaba birileri “gerçekten” Hüseyin Üzmez’e “oyun’mu oynadı?” sorusunu akla getirmektedir.
İşin bu boyutunda aklımıza hemen 28 şubat süreci gelmektedir. Dikkat ederseniz uzun bir zamandan beridir ülkemizde basın “iki’ye” böldürülmüştür! “Hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı diye.”
B.Ç ve babasının ifadeleri geri alması ve şikayetten vazgeçmeleri, hele hele hiç bir şey olmamış gibi “konuşmaları” sizi de işkillendirdiyse “aynı mantığı” yürütüyoruz demektir.
Sonuç olarak
*Eğer bu bir komplo idiyse “mağdure B.Ç” başta babası olmak üzere, birileri tarafından “fena” halde “mağdur” edilmiş demektir. Bu mağduriyet olayına “hür!” basın da iştirak etmiştir. Olayın ilk zamanlarında gündemden bir türlü düşürülmemesi, haber kanalları ve gazetelerde “boy boy” gösterilmesi, Üzmez’in “sert” mizacı ile birlikte sofralara sunulması, şimdilerde ise basının pek yer vermemesi, verenlerin de işe “hile” karıştırması gözümüzden kaçmamaktadır.
28 şubat sürecinde de benzer bir senaryo ortaya atılmıştı.
“Hüseyin Üzmez, böyle bir olayı gerçekleştirmez, gerçekleştiremez!” diye bir mantık yürütmek akıl işi değil. Üzmez’i aklamaya çalışmak gibi bir vazifemiz de olamaz.
Fakat önemli olduğunu sandığım bir konu daha; bugünlerde resmi‘yetin “en üst ağız‘larından” biri tarafından 28 şubat sürecine sahip çıkılmasıydı! Hüseyin Üzmez’in “beraat” etmesi, 1998 “darbeci” ruhunun “resmi ve gayri resmi” olarak devam ettiği anlamını da ayrıca taşıyacaktır.
Taraf’a not: “Taraf gazetesi” yayınları ve yazarları ile günümüz “toplumumuzda” “var” olması gereken önemli bir unsur olduğuna inanıyorum. Fakat, sırf bazılarına “hükümet” yandaşı olmadığını gösterebilmek için yayın yapma “ahlaki midir?” diye sormak isterim. Ahmet Altan‘ın aynı tarihli “Niye yapıyorsunuz bunu” yazısını da “Sayın Altan dahil”, tüm mensuplarının; “tekrar tekrar” okumaları dileğimle…
”Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alınan 19 şüphelinin sorgu ve işlemlerinin tamamlanması için ek gözaltı süresi alındı.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla, dün, Ankara, İstanbul, İzmir, Hakkari ve Mersin’de gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan 19 kişinin İstanbul’daki sorgu ve işlemlerine devam ediliyor.
Bu şüpheliler arasında yer alan 5 teğmen ve bir askeri öğrencinin işlemlerinin İstanbul Merkez Komutanlığında, avukat Levent Temiz, oyuncu Nurseli İdiz ve ”Sisi” olarak bilinen menajer Seyhan Soylu’nun da bulunduğu diğer 13′ünün işlemlerinin ise İstanbul Emniyet Müdürlüğünde yapıldığı öğrenildi.
Sorgu ve işlemleri için ek gözaltı süresi alındığı belirtilen şüphelilerden bazılarının avukatları, emniyet müdürlüğünün Vatan Caddesi’ndeki yerleşkesine gelerek müvekkilleriyle görüştü.
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde tutulan müvekkili avukat Levent Temiz ile görüşen avukat Mehmet Işık, çıkışta basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Işık, ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan Bakırköy’deki evinden gözaltına alınan Temiz’in sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, müvekkilinin evindeki aramada bir dizüstü bilgisayar ile çeşitli dergi ve kitaplara el konulduğunu söyledi.
Temiz’in gözaltına alınmasında, ”öldürülen gazeteci Hrant Dink’e ilişkin daha önce yaptığı açıklamalarının bir etkisi olup olmadığı” da sorulan avukat Işık, ”Müvekkilim bu konuda Şişli Adliyesinde yargılandı ve beraat etti. Gözaltına alınmasının bununla ilgisi olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Temiz için ek gözaltı süresi alındığını da bildiren avukat Işık, müvekkilinin avukat olması nedeniyle ifadesinin Cumhuriyet Savcısı tarafından alınacağını düşündüğünü ifade etti.
Dikkat etmişseniz, az gelişmiş veya geri kalmış ülkelerde sürekli bir “rejim” sorunu vardır. Yöneticilerinin “geçmişte veya bugün” “zorlama yasaların desteğiyle!”, koltuklarına sıkıca bağlılıklarını müşahade etmekteyiz.
Bu tip ülkelerin “bir kısmına” baktığımızda , yöneticilk kavramı, “elit” tabakalar arasında bölüşülmüştür! Misal; “babası hukukçu olmadığı halde, Anayasa mahkemesi üyesi olabilmiştir! Bugün kendisine baktığımızda, aynen, babasının “izinde” bir evlattır!”
Bunun nedeni ne olabilir? Biz verelim cevabını: “Bu, elit bir tabaka tarafından “sömürülen” bir halkın acı hikayesinin, görünen bir yüzüdür!”
Örnekler çoğaltılamaz mı? Elbette! Bu sizin dünyaya baktığınız pencere ve sayıları ile ilgili olup, aynı zamanda “hangi” yönden baktığınızla alakalıdır!
Kimse alınmasın! Burası “Ruanda” değil. Sözümüz meclisten dışarı! Meclis dedimse, kimsenin “ağzının suyu” akmasın! Meclisleri karıştırmayın! “Tek” meclis vardır : o da, “halk” meclisidir!” Anlayana..!
Neyse! Üstler ile astlar birbirlerini “dişleyedursun!”, bakalım bütün derdi halkı ve “muassır medeniyet!!!” seviyesine çıkmak olan (ne demekse artık!) “büyük” ve bir o kadar da “ağabeyimiz” olan devletlerin gelişmişliğinden bir PARÇAYA!
BUYURUN..! ÖNDEN YAKIN.. HEP BERABER SEYREDELİM…
İşte ABD’nin son silahı!
Amerikalılar, geliştirdikleri son silahı açıkladılar. Adı, “Savaş Köpeği” ya da kısaca “BigDog”. Boston Dynamics şirketi tarafından geliştirilen bu yeni cephe makinası, askerlerin yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.
Dünyanın en ileri dört ayaklı robotu olarak nitelenen “Savaş Köpeği” askerlerin taşıyamadıkları, lazer jiroskobu, video kamera sensörleri gibi askeri ekipmanları kolayca taşıyabiliyor. Bir köpeğin koşusunu taklit eden hareketleriyle şimdilik saatte 6 kilometre hız yapabiliyor. Ancak hızının saatte 35 kilometreye çıkarılması için çalışmalar devam ediyor.
Şimdi de farklı robotları inceleyelim
Süper bir robot daha!
Dövüş kulübüne hoşgeldiniz!!!
(Yanlış duymadınız! Fikirkulubu değil, dövüş kulübü)
Yoksul Çinli’nin marifetleri!
Sony Robotları
Toyota’nın Müzisyen Robot’u
Honda ASIMO
Buda Asimo’nun kötü talihi!
Asimo’nun müthiş yetenekleri
İşte sizler için seçtiğim güzel bir gösteri
Haydi(n) hep beraber bir Robot yapalım! Birbirimizi “yemekten” arta kalan zamanla..!
Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran’da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmendi. Eğitim yıllarında ilk kez İran’ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal’den büyük ölçüde etkilenmiştir.
Eğitimi
Lisansını İran’da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi’nde doktorasına başladı. Burada, yılında Sayfuddin’den “Belh’in Faziletleri Tarihi” isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran’a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onu Fransa’dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965′te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi’nde eğitim vermeye başlamıştır.
Ölümü ve etkileri
Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite’yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran’a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü’nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati’nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere’ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977′de öldürüldü. Dönemin şartları göz önüne alındığında, Şah’ın SAVAK ajanlarınca öldürüldüğü kabul edilmektedir. (Bu kısım alıntı’dan değiştirilmiştir. A.Z)
Tahran’ın büyük hastanelerinden birine Şeriati’nin ismi verilmiştir.
Eserlerinden bazıları
Hacc
Bir Kez Daha Ebu Zer
Medeniyet ve Modernizm
Muhammed Kimdir
Sanat
Toplumbilim Üzerine
Yalnızlık Sözleri / I-II
İslam’ı Anlamak
Kapitalizm Uyanıyor Mu
Kur’an’a Bakış
Medeniyet Tarihi / I-II
İdeallerin Yenilgisi
İktisar Sosyolojisi I / Kapitalizm
İktisat Sosyolojisi II / İslam ekonomisi
İktisar Sosyolojisi III / Marksizm
İslambilim / I-II
Dine Karşı Din
Aşk ve Tevhid
Dua
Ebu Zer
Fatıma Fatımadır
Kaynak : http://www.msxlabs.org/forum/edebiyat-ww/73471-ali-seriati-ali-seriati-kimdir-ali-seriati-hakkinda.html
Daha detaylı bilgi için:
www.aliseriati.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
EDİTÖRDEN:
Yeryüzünde “kanun” yapma hakkını kendinde bulan ve yazdıkları bu yazıtları insanlara “eza, sıkıntı ve sorun” olmasına neden olanların karşısında duran..
Tüm yeryüzünde bir avuç olan bu zorbaların kendi çevrelerine çıkar sağlamak adına, “din, dil, ırk, mezhep” gözetmeksizin terör estirdikleri toplumlara sahiplenen..
“İnsan varlık aleminin en değerli yaratılanıdır! Çünkü kendisine düşünme yetisi verilmiştir.” düşünselini, hayvani arzuları uğruna katledenlerin karşısına tüm varlığı ile çıkan..
Kısaca..
Kısa bir yaşam uğruna, insan-i varlığını ayaklar altına alan despot ve aşağılık kişiliklerin “başlarının eğilmesi için” mücadele eden, zamandan ve yaşamından feragat ve fedakarlık edenleri saygı ve minnetle anıyoruz.